SON DAKİKA

AKLIN YOLU BİRDİR

AZİZ KARAAZİZ[email protected]
GÜNDEM
Bu haber 27 Eylül 2021 - 12:24 'de eklendi ve 38 kez görüntülendi.

“İnkarın Kalesi Yıkılmaz” sözünü meşhurdur.

Bir olay karşısında suçtan veya sorumluluktan kurtulmak için verilmiş bir tavsiyedir.

Gerçekten de öyle midir acaba..?

Sadece inkar ederek kurtulabilir miyiz sorumluluklarımızdan..?

Ya da sadece inkar ederek değiştirebilir miyiz gerçekleri..?

İki konuya ilişkin konuşacağız şu inkar meselesini..

Birincisi, Koronavirüs salgını meselesi.

Daha doğrusu aşı..

Aşılanmanın yaygınlaşmasıyla güzel haberler gelmeye başladı.

Aşılanma oranını artıran ülkelerde salgının beli krıldı.

Darısı başımıza.

Ama gel gör, daha zaman var..

Ne yazık ki bizde aşıya karşı olanlar sanılandan daha fazla.

Bunu aşılanma oranının hala gereken seviyeye ulaşmamış olmasından anlamaktayız.

Peki nedir bu aşı karşıtlığı..?

Özet olarak, aşının etkili olmadığı ve hatta zararlı olduğu inancı diyebiliriz.

Kendilerine sorsak onlar çok daha uzun anlatırlar ama benden bu kadar.

Çünkü onları anlamak için harcayacak gereksiz zamanım yok.

Çünkü zaten ne yaparlarsa yapsınlar, bilime olan inancımdan asla tek bir geri adım dahi atmayacağım.

Çünkü “aşıya karşıyım” demek, bilime karşı olmaktır, bilimi inkar etmektir.

Bugün ne yazık ki bunu yaşamaktayız.

Bilimi inkar edenleri dehşetle görmekteyiz.

Aşılarla ilgili herhangi bir maddi çıkarı olmayan bilim insanları bile ısrarla aşı ve aşılanmayı savunurken, ben asla farklı bir düşüncede olamam.

Bilime olan inanç ve güvenim sarsılmaz.

Onlar varsınlar bilimi inkar ededursunlar, ben bilimin yaktığı ışıkla yürümeye devam edeceğim.

Galileo’nun yaşadıklarının tekrarı gibi günlerdeyiz.

“siz ne derseniz deyin, dünya yuvarlaktır” demişti..

İstediğiniz kadar inkar edin, gerçekleri asla değiştiremezsiniz.

İkinci inkar meselemiz de Kıbrıs konusunda.

Kıbrıs’ta iki halk ve iki ayrı devletin varlığı inkar edilmekte.

Bu iddialar o kadar dayanaksız ki, kendi tezlerinde bile geri adımlar görmeye başladık.

Yıllarca gasp ettikleri bir yapının keyfini sürenler, bugün aniden nostaljik duygularla 1960’a dönme teklifleri yapıyorlar.

Kafalar iyice karıştı.

Hem Güney’de, hem de Kuzey’de..

Güney’deki inkarcılar ile Kuzey’deki bizim inkarcılar şimdi işin içinden çıkmaya çalışıyorlar.

Çünkü “iki ayrı devlet ve egemen iki halk” talebine BM “hayır olmaz” demedi.

Evet, doğrudur, henüz “evet” de demedi ama, yıllardır adalet terazisi yan yatmış olan BM’nin bu tavrı bile dikkat çekici.

Demek ki makul bir talepmiş.

Anında ret cevabı almaması bu yüzdendir.

New York’taki son birlikteliklerden anladığımız budur.

Bu satırlar yazılırken henüz “meşhur” üçlü görüşme olmamıştı.

Hatta, yazıyı ilk gün okuyanlar için, okurken bile yapılmamıştı diyebiliriz.

Olmasına gerek var mı, o da ayrı bir konu.

Kıbrıs Türk tarafının pozisyonu belli.

Bu duruş son derece net.

Rum tarafının yaklaşımı konusunda ise seçenekler mevcut..

“hemen masaya dönelim” diyebilirler..

“Crans Montana’dan devam edelim” de diyebilirler..

“1960’a dönelim” de diyebilirler..

“desantralizasyon” da diyebilirler..

Bakalım, göreceğiz..

Esas nokta, BM Genel Sekreteri Guterres’in ne diyeceğidir..

Hemen olmasa bile artık bir şeyler söylemesi gereken zamanlara ulaştık..

Bakalım o da “inkarın kalesine” mı sığınacak, yoksa artık gerçeklerin yollarına mı düşecek..

Bizler o gün gelinceye kadar bizdeki ve Güney’deki inkarcıları dinlemeye devam edeceğiz.

Ama aynı  bilime olan inancımızda olduğu gibi, gerçeklerden bir an bile ayrılmadan ve şaşmadan..

Çünkü, aklın yolu her zaman birdir..