SON DAKİKA

Doğu Akdeniz Enerji Sempozyumu sonuçları açıklandı

Bu haber 19 Kasım 2019 - 12:57 'de eklendi ve 88 kez görüntülendi.

ODTÜ Kıbrıs Kampüsünde gerçekleştirilen “1.Doğu Akdeniz Enerji Sempozyumu”nun oturum sonuçları açıklandı.
“Doğu Akdeniz’deki Jeopolitik Çerçeve”, “Hidrokarbon Arama, Üretim ve Lojistiği”, “Doğu Akdeniz’deki Yasal Çerçeve” ve “Doğu Akdeniz’de Elektrik Arz ve Talebi” olmak üzere 4 başlıktan oluşan oturumun sonuçları yazılı açıklamayla duyuruldu.
Geçtiğimiz hafta ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu ve Enerji Ekonomisi Derneği tarafından, ASELSAN’ın ana sponsorluğunda ODTÜ Kıbrıs Kampüsünde gerçekleştirilen sempozyuma ABD, İsrail, Azerbaycan, Türkiye ve KKTC’den konuşmacılar katılmıştı.
Başbakan Ersin Tatar, Enerji ve Ekonomi Bakanı Hasan Taçoy , Enerji Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu ve ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Rektörü Prof. Dr. Nazife Baykal’ın açılış konuşmalarından sonra oturumlara geçilmişti.

Oturum sonuçları şöyle:

  1. Oturum: Doğu Akdeniz’deki Jeopolitik Çerçeve

Oturumun ilk konuşmacısı Dr. Öğr. Üyesi Hayriye Kahveci Özgür, önce, geçmişte bölgedeki jeopolitiğin, temelde bölgesel güç dengesini korumak amacı ile, coğrafyaya bağlı olduğunu belirtti. Ardından, son zamanlarda, hidrokarbonların omurgasını oluşturduğu, yeni jeopolitik araçlar tarafından yönlendirildiğini işaret etti. Bu bağlamda konuşmacı, i) mevcut ve / veya yeni (hidrokarbon) kaynaklarının belirsizliği, ii) olası ihracat rotaları, iii) yeni uluslararası ortaklıklar, iv) uluslararası katılımcıların ve uluslararası katılıma yeni bakış açısı (yeni oyuncular), v) yeni terminoloji ve semboller, hususlarını vurguladı. Konuşmacının ana mesajı, “bu karmaşık ortamda başarılı olmak için, bu nispeten yeni kavramları tam olarak anlamak, değerlendirmek ve işletmek gerekir” oldu.

İkinci konuşmacı olan Dr. Amit, İsrail’in, yeni deniz gaz kaynakları ile ilgili, arama, keşif, çıkarma, karaya taşıma ve kullanımına ilişkin deneyim ve performansına odaklandı. Konuşmacı, bu tür yeni gaz imkânının, İsrail’in enerji kullanım profilini, kömür ve petrol bazlı olmaktan çıkarıp, gaza dayalı bir profile dönüştürdüğünü belirtti. Ayrıca, az sayıdaki büyük denizüstü üretim platformlarına düşmanca saldırı gibi, yeni güvenlik açıklarını vurguladı. İhracat potansiyeliyle ilgili olarak, konuşmacı kısa boru hatları üzerinden Mısır’a (hem Mısır iç tüketimi hem de LNG olarak yeniden ihracat için) ve Ürdün’e (Ürdün iç tüketimi için) ihracat planlarına dikkat çekti. Uzak pazarlarla (Avrupa gibi) ilgili olarak, (Mısır’daki gaz-LNG dönüşüm tesisi aracılığıyla) LNG ihracatını tek gerçekçi seçenek olarak sundu (o zaman bile, diğer LNG tedarikçileri ile zorlu fiyat rekabeti yaşanacağının altını çizerek). Avrupa pazarına (Yunanistan veya Türkiye üzerinden) ulaşmak için boru hattı yatırımı ve geliştirilmesi çok mümkün gözükmeyen (düşük olasılıklı) bir alternatif olarak gösterildi. Konuşmacı, önümüzdeki on yılda, (beklenen) zayıf küresel gaz talebi ve düşük gaz / LNG

fiyatları nedeniyle, gelecekteki deniz gazı çıkarma ve teslimatları konusunda oldukça kötümserdi. Konuşmacı, son olarak, İsrail ve diğer Orta Doğu ülkelerinin, zayıf gaz talebi ve yenilenebilir enerji teknolojilerindeki hızlı gelişmeler beklentisi altında, portföylerini çeşitlendirmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaları gerektiğini belirtti.

Son konuşmacı Dr. Isabella Ruble, küresel gaz arzı artışına (özellikle ABD’de ve kısmen

Avustralya’da ve diğer ülkelerde) ve (yavaş GSYİH büyümesi nedeniyle) azalan gaz talebine ilişkin çeşitli ilginç istatistikler sunarak, yeni keşifler ve teknolojik gelişmelerin bölgesel ihtiyaçlardan fazlasını kapsadığını belirtti. Ayrıca, çok yönlü ve esnek olması sebebi ile, LNG formatının boru dağıtımından çok daha hızlı bir şekilde genişlediğine dikkat çekti. Konuşmacı, son olarak, LNG maliyetlerinde son zamanlarda izlenen önemli düşüşe rağmen, LNG arzının mevcut boru hatları üzerinden gerçekleştirilecek gaz arzı ile ciddi bir rekabet sürdüremeyeceğini belirtip; ancak, bununla birlikte, nispeten ucuzlamış olan LNG ile rekabetin, yeni boru hattı yatırımları ve geliştirmeleri için ciddi bir zorluk haline geldiğini söyledi.

  1. Oturum: Hidrokarbon Arama, Üretim ve Lojistiği

Geçtiğimiz 50 yılda Doğu Akdeniz’de 5 trilyon metreküpe yakın gaz keşfedildi. Bölgeyi son derece popüler yapan ise son 10 yılda keşfedilen yaklaşık 2500 milyar metreküp (bcm) gaz oldu bu miktar Azerbaycan’ın 2018 yılı sonunda sahip olduğu ispatlanmış doğal gaz rezervinden fazladır. Yapılan tüm bu keşiflere ve arama faaliyetlerine rağmen Doğu Akdeniz halen dünyanın “en az arama yapılmış” bölgeleri arasındadır.

ABD Jeoloji Kurumu (USGS) nun 2010 yılında Doğu Akdeniz’deki iki havzada jeolojik esaslı

değerlendirmeleri teknik olarak çıkarılması mümkün fakat henüz keşfedilmemiş gaz varlığının 10 trilyon metreküpten fazla olduğunu öngörmektedir.

Bölgede bu güne kadar yapılmış keşif miktarı Norveç’te keşfedilen gaz miktarı kadardır. Ancak bu miktara keşfedilmesi beklenen miktarı da eklersek Doğu Akdeniz’in doğal gaz potansiyelinin Kuzey deniz kadar olduğunu söyleyebiliriz.

Keşfedilen rezervler üretime dönüşürse yapılan keşifler bir anlam kazanır. Fakat ne var ki Doğu Akdeniz maalesef dünyanın en karmaşık politik bölgelerinden biridir. Bölgede Mısır haricinde gaz ihracat alt yapısının sınırlı veya yetersiz olması özellikle İsrail ve Kıbrıs’ta keşfedilen gazın uluslararası piyasa nasıl pazarlanabileceği sorusunu beraberinde getirmektedir. Şu andaki mevcut anlaşmalar İsrail’in yıllık 10 milyar metreküp gazı Ürdün ve Mısır’a satacağını, Güney Kıbrıs gazının ise Mısır’daki LNG tesisleri yoluyla uluslararası piyasalara pazarlanacağını işaret etmektedir. LNG fiyatlarına ilişkin yakın gelecekteki beklenti bölge gazının LNG yoluyla uluslararası piyasalara pazarlanması konusunda ne kadar rekabetçi olabileceği konusunda büyük soru işaretleri doğurmaktadır. Sonuç olarak, Zohr sahası keşfi nasıl jeolojik bir oyun değiştirici rolu oynadıysa, bölgedeki doğal gaz varlığından her kesin en yüksek fayda sağlayabilmesi de politik bağlamda tüm bölge ülkelerini işbirliğine itecek jeopolitik bir oyun değiştirici ve ticari bağlamda yeni bir iş modelini gerektirmektedir.

Panelde ayrıca TANAP projesinin özeti, ve bu projeden kazanılan artılar ve tecrübeler aktarılmıştır.

  1. Oturum: Doğu Akdeniz’deki Yasal Çerçeve

Günün üçüncü oturumu, kıyı devletlerinin kendi yetki alanları içinde olduklarını iddia ettikleri blok alanlarda yapılacak keşif ve sondajlara uygulanacak hukuki rejime ve bu blok alanlarda tespit edilen doğal gaz yataklarından çıkarılacak doğal gazın kullanım ve tüketim için uluslararası pazarlara taşınmasının olası yollarına odaklandı.

Oturumun ilk konuşmacısı, Büyükelçi Çağatay Erciyes, öncelikle konuya ilişkin olabilecek deniz alanları ve bölgelerine dair terminolojiyi ifade etti. Erciyes kıyı devletleri tarafından üzerlerinde hak iddia edilen münhasır ekonomik bölgelerin esas olarak kıyı devleti tarafından işletilecek olan balıkçılık ve diğer okyanus yaşamına özgü olduğunu belirtti. Bunlara kıyasla kıyı devletinin kıta sahanlığı alanında deniz altındaki kara yatağı ve toprak altı bölgesinin doğal gaz odaklı arama ve sondajın yapılacağı alanlar olarak kıyı devletini daha fazla ilgilendirdiğini belirtti. Büyükelçi Erciyes, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin deniz sınırlarını belirlemede eski medyan çizgisi yaklaşımından ayrılarak, yarışan çıkarları olan kıyı devletleri için adil ve hakkaniyetli bir sonuç arayan yeni rejiminin altını çizdi. Büyükelçi Erciyes ayrıca, önemsiz boyuttaki adaların kıta sahanlıklarının hesaba katıldıkları zaman bir kıyı devletini çevreleyen deniz sularının sınırlarının belirlenmesinde adil olmayan ve hakkaniyetsiz sonuçlara yol açmaları halinde göz ardı edilmelerinin gerekliliğini vurguladı. Bu bakımdan, Yunanistan’ın Kastellorizzo adasının Türkiye ana karasının hemen yakınındaki durumu ve konumunun göze battığı not edildi!

Oturumun ikinci konuşmacısı Avukat Deniz Tuncel, belirlenen petrol alanlarından çıkan doğal gazın ulusal veya uluslararası pazarlara taşınırken tabi olacağı hukuki rejime odaklandı. Tuncel, açık deniz doğal gaz sahalarından çıkarılacak doğal gazın taşınması için gerekli olan özel hukuki rejimi belirleyecek çok taraflı hükümetler arası anlaşmalara gerek olduğunu belirtti. Tuncel ayrıca çıkarılacak doğal gazın taşınmasını üstlenecek proje şirketi ile doğal gazın taşınacağı boru hattının egemenlik ülkesinden geçeceği kıyı devleti hükümetleri arasında imzalanacak özel hukuk sözleşmeleri niteliğindeki ev sahibi ülke anlaşmalarına ihtiyaç duyulabileceğini belirtti. Avukat Tuncel, söz konusu ev sahibi ülke anlaşmalarını, koruyucu etkisinden yararlanmalarını sağlamak için, usulüne uygun olarak onaylandığında kıyı devletlerin ülkelerinin yerel yasaları haline gelecek olan, ilgili çok taraflı hükümetler arası anlaşmaya ekleme olasılığını da vurguladı.

  1. Oturum Doğu Akdeniz’de Elektrik Arz ve Talebi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti elektrik enerjisi talebini fueloil ve dizel santrallarından karşılamaktadır. Bu santrallar kullandıkları yakıtlar nedeni ile Elektrik enerjisi üretimi sırasında sera gazı salınımları açısından KKTC’ye ve dünyamıza büyük zararlar vermektedir. Bunun önüne geçmenin bir yolu yenilenebilir enerjinin üretimdeki katkı payını arttırmaktır. Kıbrıs güneş enerjisi bakımından Avrupa’nın en zengin yeridir. Ada şebekelerinde güneş (PV) ve rüzgar enerjisini yüksek oranda kullanmak için büyük şebeklere enterkonnekte olunması gerekmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri birbirlerine enterkonnekte olarak yenilenebilir enerji oranlarını arttırmıştır. Büyük şebekeler de üretim çeşitliliğini arttırıp yenilenebilir enerji tesisleri ile büyük santraller dengesini kurarak bunu başarmıştır. Kuzey Kıbrıs için de en mantıklı seçenek Türkiye’ye yapılacak enterkonnekte bağlantıdır. Bu sayede öz kaynağı olan güneş enerjisini etkili şekilde kullanabilecektir.