SON DAKİKA

KANAL İSTANBUL MESELESİ – 5

GÖKHAN GÜLER[email protected]
GENİŞ AÇI
Bu haber 13 Ocak 2020 - 10:30 'de eklendi ve 86 kez görüntülendi.

(Dünyadaki Durum ve Değerlendirme)

Mısır’a ait 193 km uzunluğundaki Süveyş Kanalı’ndan yılda yılda ortalama 17 bin gemi geçiyor ve buna karşılık olarak 12 milyar dolar kazanıyor. Mısır, mevcut kanalı süreç içerisinde genişlettiği gibi 2015 yılında aynı isimle ikinci bir kanal daha açtı. 

Panama,80 km uzunluğundaki Panama Kanalı’ndan yılda ortalama 14 bin gemi geçiyor ve buna karşılık 6 milyar dolar gelir elde ediyor. Panama’da bir kanalla yetinmeyip ABD’nin de desteğiyle yeni bir kanalın daha yapımına başlamış durumda.

ABD’nin Panama üzerindeki hegomanyası nedeniyle Panama Kanalı’na alternatif bir deniz yolu oluşturmak isteyen Çin ise ekonomik savaşı farklı bir boyuta taşıyarak Panama’ya rakip bir kanal oluşturmak ve bu yolu kullanmak için Nikaragua hükümeti ile masaya oturdu.

İsrail bölgedeki Süveyş kanalı tekelini kırmak için Kızıldeniz’in tam ucundaki Eylat Limanı ile Akdeniz’deki Aşdod limanı arasında 300 km yapay bir kanal oluşturmak için 2014 yılında inşaata başladı.

İran da Hürmüz Boğazı’na ek yapay bir kanal oluşturmak için kolları sıvadı. İran, Hazar Denizi’ni Basra Körfezi’ne bağlayacak 7200 kilometrelik bir kanal için 2016 yılında inşaata başladı.

Yunanistan’da Mora Yarımadasının, Yunanistan anakarasında bağlandığı en ince noktadan Mora Yarımadası etrafından dolaşan deniz yolunu kısaltmayı amaçlayan 6,3 km uzunluğunda Korin Kanalı var.

Almanya’da, Hamburg Limanı’na gidecek olan gemiler Jutland yarımadasını dolaşmasın diye yapılmış Kiel kanalı var.

Ruslar, Kuma–Manych kanalına başlamış durumda. Dünyada yapımı devam eden onlarca görüleceği üzere pek çok kanal var.

Mısır, Süveyş Kanalından senede ortalama olarak 12 milyar dolar, İspanya, Cebelitarık boğazından senede 9milyar dolar ve Panama ise Panama Kanalından senede ortalama olarak 6milyar dolar kazanıyor.Buna karşın Türkiye ise İstanbul Boğazı’ndan sende 150 milyon dolar kazanıyor! Bu çelişkili durum hiç kimsenin dikkatini çekmiyor ya da hiç kimseyi rahatsız etmiyor mu?

Mısır, İran, İsrail, Almaya, Yunanistan, Rusya, Panama, Nikaragua vb birçok ülkede yer alan yapay su kanalları adeta görmezden gelinerek Kanal İstanbul projesinin acımasızca eleştirilmesini bu anlamda anlamak pek mümkün değil!

Dünyanın birçok ülkesinde yapay kanal inşaatlar tam gaz devam ederken ekolojik dengeye zarar vereceği yönünde bir propaganda yürütülmezken, nasıl oluyor da Kanal İstanbul için bu tür eleştiriler yapılıyor!

Felaket senaryoları ile itibarsızlaştırmaya çalışılan Kanal İstanbul projesinin benzerleri dünyanın birçok ülkesinde ya kullanımda ya da yapımları devam ediyor. Nasıl oluyor da sadece Kanal İstanbul projesi ekolojiyi bozup, biyolojik bir felakete kapı aralayıp, depremleri tetikleyebiliyor?

Kanal İstanbul projesi, görüldüğü üzere hukuken iç meseledir. Montrö sadece İstanbul Boğazı geçişlerini değil, Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazı geçişlerini ve yabancı savaş gemilerinin Karadeniz’de kalma sürelerini de kapsıyor. Kanal İstanbul, Montrö ile çelişmiyor.

Prof. Dr. Celal Şengör’ün ifade ettiği üzere kanalın KAF üzerinde bir deprem tetiklemesi ihtimali çok düşüktür. Lakin İstanbul’un deprem kuşlağında olduğunu ve bu bağlamda deprem beklentisi olduğu zaman zaman ifade ediliyor. Tabii afetlerin ne zaman nasıl olacağını bilmek mümkün değildir!

Son dönemde Kanal İstanbul projesinin referanduma gidip gitmeme konusu üzerine tartışmalar yaşanmakta. 29 Aralık 2019 günü CNN Türk’te yayınlanan ‘Hafta sonu Özel’ programına konuk olarak katılan TC İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Kanal İstanbul konusu ile ilgili olarak son derece dikkat çekici bir açıklama yaptı. Bakan Soylu, ‘’Referandum tartışmaları var. Bu konu 2011’de zaten referanduma gitti. Biz bu projeyle halkın önüne çıktık. Vatandaş bu projeye evet dedi.’’ şeklinde konuştu.  

Dünyada pek çok yapay benzeri kanal hali hazırda yapılmaya devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemen bir devlet olarak kendi toprakları içerisinde kanal açma hakkına sahip olduğu unutulmamalıdır. Aksini düşünmek abesle işgaldir.

Kanal İstanbul, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nı içine alan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni riske atmadan, kaybedilen milyarlarca dolarları, uluslararası ticaretin koşulları çerçevesinde geri getirecek nitelikte bir proje olarak görülmektedir.  

Rusya Cumhurbaşkanlığı Ulusal Ekonomi Akademisi uzmanı Sergei Hestanov liderliğindeki birçok Rus uzman, Kanal İstanbul Projesini güçlü biçimde destekledikleri görülmektedir.  Ruslara göre İstanbul Kanalı ekonomik açıdan umut verici bir projedir.

Çin ve Avrupa arasındaki ticaret Güney ekseninden Kuzey’e ve Karadeniz yönüne kayması nedeniyle BAE açısından önemli bir kayıp gerçekleşebilir. BAE’nin Mandeb Boğazı bu nedenle zaman içerisinde önemini kaybedebilir. Bu durum, özellikle Demir İpek Yolu projesinin tamamlanması ve İstanbul’un küresel bir uluslararası ticaret merkezine dönüşmesi nedeniyle Dubai’yi de önemsiz hale getirebilir.

Kanal İstanbul Rusya, ABD ve bunun yanında konuya yakın ilgi duyan ülkeler açısından çeşitli avantajlar ve dezavantajlar içerdiği görülmektedir. Kontrolün sadece Türkiye’de bulunacak olması bu devletlerin kendi inisiyatiflerini kaybetmeleri anlamına da geleceği de asla göz ardı edilmemelidir. Bu sebeplerden dolayı adı geçen ülkelerin ticari açıdan Türkiye ile ilişkilerini olumlu bir seviyede dengede tutma zorunluluğu içerisine girmelerine neden olacağı öngörülmektedir.

Türkiye, artık 1936’ların Türkiye’si değildir! Bu bakımdan Türkiye, Kanal İstanbul için yeni bir uluslararası yasal statü önererek Montrö sözleşmesini geçersiz de kılabilir. Bu durum Boğazların 1913 yılındaki durumuna geri dönmesine bağlı olarak tüm inisiyatifi Türkiye’ye bırakabilir. Çünkü 1913 yılında Avrupalı devletler, boğazların kontörlünün tamamıyla Osmanlı’da olmasını ve Osmanlı’nın kurallarını kabul etmiş oldukları gerçeği de unutulmamalıdır.

Dünya’nın üç büyük askeri devi olan ABD, Rusya ve Çin arasından öncelikle etkilenecek olan Rusya’nın olumsuz bakmadığı Kanal İstanbul projesine Çin’in de olumlu baktığı ön bilgisi ışığında askeri uzmanların dile getirdiği gibi, NATO’nun 2’nci büyük askeri gücü olan Türkiye ile askeri bir itişmeye girme riskine müttefiki olduğumuz ABD’nin de İran ve Çin stratejik tehlike algısı gittikçe artarken girmesi de çok zayıf bir olasılık olarak gözükmektedir.

Olacak olan deniz hukukunun tanıdığı hak ve yetkileri kullanmaktır. Boğazlar bölgesi uluslararası suları iç denize bağlayan iki milli boğaz ve bir iç deniz olan Marmara’dan oluşmaktadır. Bu durumda Türkiye ulusal boğaz ve Marmara’da iç su rejimini uygulayacaktır.

Sonuç itibarı ile konunun iktidar-muhalefet karşıtlığı zemininden çıkartılarak partiler üstü bir yaklaşımla fayda-zarar analizleri yapılarak değerlendirilmesi gerektiği görüşünü ortaya koymaya çalıştım. Önümüzdeki süreçte ne gibi gelişmeler yaşanacağını yaşayarak hep birlikte göreceğiz…