SON DAKİKA

KIBRIS’TA BİR TÜRK DİRENİŞ ÖYKÜSÜ (21)

FUAT NALCIOĞLU[email protected]
EKONOMİ POLİTİKA
Bu haber 02 Aralık 2019 - 9:27 'de eklendi ve 668 kez görüntülendi.

Silah ve mühimmatı sakladığımız yerin çok yakınında uzun süreli bu otomatik silah atışı karşısında, tim komutanımız ‘bu akşam oraya gitmemiz tehlikelidir. Kendimi ve sizi tehlikeye atamam, bir çatışma çıkması halinde, silahsız olduğumuz için fazla zarar görebiliriz.’ ‘sabahı bekleyelim. Gündüz gözü ile durum tespiti yapalım, ona göre hareket ederiz.’  diyerek tim üyeleri hep birlikte beklemeye koyulduk.

    Yağmur başlamıştı. Bir terk edilmiş mandra bulup oraya yerleştik. Terkedilmiş mandrada kendimizi yağmurdan korumaya çalışıyorduk. Mandra çok derme çatma olduğundan kendimizi yağmurdan çok esaslı koruyamazdık.

    Hiç uyumadan sabahı karşılamıştık. Yağmur durmuştu ve hafif hafif şafak söküyordu.  Tim komutanımız, tim üyeleri ile de mutabakata vararak, günü Oridez dağında, gizlenerek geçirecektik. Dağda çok miktarda salma dolaşan dağ keçileri olduğunu, bu keçilerden bir iki tane yakalayıp, bunlarla karnımızı doyurabileceğimizi ve gecesi de sakladığımız silah ve mühimmatı alıp Aydoğan’a geri dönebileceğimizi  kararlaştırmıştık. Tüm tim üyeleri bu konuda hem fikir olmuştuk. Tek endişemiz, eti pişirmek için ateş yakmamız gerekiyordu ve bu bizim için tehlikeli olabilirdi.

    Hava tamamen gündüz olmuştu. İçinde gizlendiğimiz mandıradan dışarıya çıkmıştık.

Etraf alabildiğince sessizdi. Silah ve mühimmatı sakladığımız bölgede de büyük bir sessizlik vardı. Tamam dedik bu akşam silah ve mühimmatımızı alıp köyümüze dönebileceğiz.

    Bu gizli ve tehlikeli operasyondaki beşinci gecemizi geride bırakmıştık. Gözümüzde hiç bir korku veya endişe izi yoktu. Çekirdek gizli tim üyeleri bu tehlikeli operasyona  alışmıştık. Kaç kez ölüm ile burun buruna gelmiştik. Bize hiç bişey olmamıştı. Biz yüce Türk milleti için canını feda eden Allah’ın sevgili kulları olmuştuk. Bize artık kötü bişey olmaz diye  düşünüyorduk, bu düşünceyle içimiz çok rahattık. Her türlü tehlikeyle her an karşılaşmak için hazırdık.

    Bulunduğumuz dağın karşı tepenin eteklerinde bir grup dağ keçisinin olduğunu gördük. Tamam bu keçilerden bir kaç tane yakalayıp, yemek ihtiyacımızı giderebiliriz düşüncesiyle, daha gençlerden oluşan bir grup tim üyesi ile birlikte, dağ keçilerinin olduğu bölgeye doğru hareket ettik.

    Dağ çok çetindi ve yol almakta çok zorlanıyorduk. Çok çetin bir yolculuktan sonra dağ keçilerinin olduğu bölgeye sessizce yaklaştık. Biz keçilere doğru yanaştıkça, keçiler de daha öteye doğru hareket ediyorlardı. Bizi sezmişlerdi. Daha sessizce yaklaşmamız gerektiğini düşünerek, çok daha ağır hareketlerle keçilerin yanına bayağı yaklaşmıştık. Keçileri yakalamak için bir hamle yapma mesafesi kalmıştı. Keçileri yakalamak için bir hamle yaptıysak da keçiler öyle çevik hareketlerle bizden uzaklaşmaya başladılar ki, peşlerine düştüğümüz halde onları yakalamamız imkansızdı. Tepeye kadar keçilerin peşinden koştuk. Çetin dağ koşullarındaki bu kovalamaca sonucunda çok yorulmuş ve susamıştık. Tepeye vardığımızda Arçomanrida köyüne giden bir toprak yol vardı. Yolun kenarında akşam yapan yağmurdan birikmiş su birikintilerinden su içerek susuzluğumuzu gidermeye çalkştık.

    Arçomanrida köyü 1963 yılına kadar karma bir köydü. Türkler 1963 olaylarından sonra zorla bu köyümüzden de göç ettirilmek mecburiyetinde bırakılmışlardı. Arçomanrida Rum polis karakolu da olan bir köydü. Buralarda tedbirli olmamız gerektiğini biliyorduk. Dinlenmek için buralarda oyalanırken, Arçomanrida tarafından araba sesi geldiğini duyduk.  Bulunduğumuz bölge yaban mersinlerinin  (şinyaların) bol ve yetişkin olan bir bölge idi. Yaban mersinleri arasına gizlenerek gelen arabanın kim ve ne olduğunu anlamak için beklerken,  iki Rum polis Land Rover’i hızla bize doğru geliyordu. Biz bir ağızdan kaçalım deyerek ‘ok yaydan fırlamışça’ hızla köyümüz Aydoğan istikametine doğru koşmaya başladık. Tehlike çok yakınımıza gelmişti.

(Devam edecek)