SON DAKİKA

KIBRIS’TA BİR TÜRK DİRENİŞ ÖYKÜSÜ (24)

FUAT NALCIOĞLU[email protected]
EKONOMİ POLİTİKA
Bu haber 12 Aralık 2019 - 11:50 'de eklendi ve 531 kez görüntülendi.

Aydoğanlı kahraman Mücahitlerin şanlı direnişi, yüzlerce kahramanlık öyküsü, Aydoğan köyünde yaşayan kadın erkek yaşlı genç çoluk çocuk herkesin kararlı duruşu ve içimizdeki azim,  saldırgan Rumların köyümüze girmelerine izin vermemiştik.

  Aydoğan köyü Kıbrıs’ta ‘katliam’ yapılacak köylerin başında gelmekteydi. Biz bunu biliyorduk.

  Köyümüzün bağlı olduğu Baf kazasının merkezi Kasaba’da TMT’nin sancağı bulunmaktaydı. Baf sancağı azgın Rum saldırganlığı karşısında düşmüştü. Baf sancağında mükellef askerliğini yapan Aydoğanlı gençler, Baf’ın düşmesiyle Baf’ta açıkta kalmışlardı. Aydoğan’a gelmek için çeşitli çareler için mücadele ederlerken, bir Rum askeri yetkilisi ‘Stavrogonno’da yakında katliam  yapacağız. Oraya gitmeniz sizin için de tehlikeli olur’  yönünde bir uyarısı olmuştu. Buna rağmen Baf’ta Mücahitlik görevlerini yapan genç Aydoğanlı Mücahitler yolda başlarına gelebilecek bir çok tehlikeyi de göze alarak zorlu bir yolculuğun ardından Aydoğan’a gelmişlerdi. ‘Aydoğan’da bir katliam olacaksa biz ailelerimiz ve köylülerimiz ile birlikte olmalıydık.’

  Türk askeri artık Kıbrıs’taydı. Rumların köyümüz Aydoğan’a tekrardan saldırması öyle kolay değildi. Agrotur üssünden getirdiğimiz silah ve mühimmat sayesinde de artık kendimizi daha güçlü hissediyorduk. Çok daha rahattık.

    Aydoğan köyünde huzur ve güven içinde yaşıyorduk.

    Türk lider Denktaş ile Rum liderin  ‘nüfus mübadele anlaşmasını’ imzaladıktan sonra, güney Kıbrıs’taki Türkler,  Birleşmiş Milletler gözetiminde ve desteğinde, Kuzey Kıbrıs’a geçmekteydi. 07 Ekim 1975 tarihinde son köy olarak Aydoğan köyü de silahlarımız ile birlikte büyük bir konvoy halinde Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin de eşlik ettiği uzun bir yolculuk sonucunda Lefkoşa’ya gelmiştik.

    20 Temmuz 1974 tarihinden 07 Ekim 1975 tarihine kadar Aydoğan köyünün koruyucu kanatları altında Rumların köylerine girmelerine izin vermediğimiz, küçük Türk köyü olan Bağrıkara (Fasulla) da bizimle birlikte Lefkoşa’ya gelmişlerdi.

    Lefkoşa’da büyük bir halk topluluğu ve devlet erkanı tarafından karşılanmıştık. Ledra Palace’dan Girne kapısına kadar silahlarımızla tören vaziyetinde düzenli bir askeri birlik ve tüm köy halkı birlikte büyük bir kalabalık yürüyerek gelmiştik. Tüm yol boyunca halk bizi bayraklarla alkışlarla ve büyük bir coşkuyla karşılamışlardı. Çok gururlanmıştık. Aydoğanlı kahraman Mücahit’ler ve  Aydoğanlı kahraman Türk halkı gurur dolu bu tabloyu fazlasıyla hakketmiştik.

  Artık hürriyetimize ve özgürlüğümüze kavuşmuştuk.

    Büyük sevincimiz yanında içimizde büyük bir de burukluk yaşamaktaydık. Kendimizi bildik bileli Aydoğan köyünde başta en yüksek tepemiz Bedrono olmak üzere, köyün bir çok yerinde asla göklerden indirmediğimiz şanlı Türk bayrağımızı kendi ellerimizle indirip kuzeye geçtik. (Bu satırları yazarken gözlerim doldu.) Bu bize çok acı veriyordu. Biz genç Mücahitler kendi aramızda anlaşmıştık ve kendi kendimize söz vermiştik bir gün mutlaka geri döneceğiz ve köyümüze Bedrono’ya Türk bayrağımızı dikeceğiz, diye.

  Ertesi gün, büyük bir konvoyla birlikte Güney Mesarya’nın en gözde kasabası Akdoğan’a  gelip yerleştik. Akdoğan’da, bizim gibi onlar da kuzeyde şanlı bir direniş sergileyip saldırgan Rumların köylerine girmelerine izin vermeyen kahraman Akıncılarlı (Luricinalı) kardeşlerimizle Akdoğan’da huzur ve güven içinde yaşamaktayız.